Kazanmak zorunda mısın?
Hayır, hiç de değilsin. Kaybetmek zorunda da değilsin. Bir zorunluluğun yok...
Abbas Kiyarüstemi'nin 1997 yapımı "Kirazın Tadı" isimli filminde çok çarpıcı bir sahne vardır:
Film, orta yaşlı bir adam olan Bay Badii'nin (Homayoun Ershadi) intihar etme kararını ve bu kararını uygulamak için bir yardımcı arayışını konu alır.
Badii, intihar ettikten sonra mezarına toprak atması için birini tutmak ister. Arabasıyla dolaşarak konuştuğu üç kişiden ilk ikisi bu teklifi reddeder. Üçüncü ve son yolcusu olan yaşlı bir tahnitçi olan Bay Bakıri ise paradan çok, kendi hayat hikâyesiyle Badii'yi ikna etmeye çalışır.
Dut Ağacı Hikâyesi
Bay Bakıri, Badii'ye 37 yıl önce yaşadığı bir olayı anlatır:
Genç ve yeni evliyken hayatın zorluklarına dayanamayarak intihar etmeye karar vermiş. Bir sabah erkenden, yanına aldığı iple yola çıkmış ve dut ağaçlarıyla dolu bir bahçeye varmış. Karanlıkta ipi bir dala atmaya çalışmış ama tutturamamış. Bunun üzerine ağaca tırmanıp ipi bağlamış. İşte tam o sırada eli yumuşak bir şeye dokunmuş: dutlara! Birkaç tane yemiş ve tatlı ve sulu bulmuş.
Tam o sırada güneş doğmuş, etraf aydınlanmış ve okula giden çocuklar ağacı sallayıp dut istemişler. Dutları yiyen çocukları izlerken mutlu hissetmiş ve eve dönmüş.
İşte bu küçük an, onun hayata bakışını tamamen değiştirmiş.
Hayat bu değil mi? Sen tam her şey bitti artık derken, sen dramlardan dram seçerken, bir dutla, neşeli çocuklarla senin dramanı yok eden şey?
Ne kazanmak ne de kaybetmek zorundasın. Ama ille de yaşamak zorundasın.
Bana yazmıyorsun, darılıyorum. Yaz. Şuradan. Ya da aşağıdan yorum bırak.
Özgür Doğan'dan sevgiler, sepetler.
P.S: "Kirazın Tadı" (Taste of Cherry) adlı bu film, 1997 yılında Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü kazanarak İran sinema tarihinde bir ilki başarmıştır.