Konfor alanı palavrası!
1966'da Amerikalı sosyolog James Davis, "The Campus as a Frog Pond" adlı bir makale yayınlar. Üniversite son sınıf öğrencileriyle ilgili geniş bir ulusal veri setini inceler.
Her öğrencide üç şeye bakar:
- Notları / sınıftaki sıralaması
- Okuduğu okulun kalitesi
- Kariyer hedefleri
Sonuç şu çıkar: öğrencilerin kariyer hedefleri, okulun ne kadar iyi olduğuyla değil, o okul içindeki sıralamalarıyla ilişkilidir.
Yani aynı yetenekteki iki kişi, biri iyi bir okulda ortalama, öbürü sıradan bir okulda en iyisi olduğunda, kendilerini bambaşka hissederler.
Davis'in tabiriyle: kimi "küçük gölette büyük kurbağa" olur, kimi "büyük gölette küçük kurbağa."
Sonuç olarak insan, yeteneğini mutlak bir standarda göre değil, etrafındakilere göre değerlendirir.
Buna Kurbağa Göleti Etkisi diyoruz. (ve evet her şeye isim takmaya meraklı Amerikalılar, bravo!)
Kendimize dair hissettiklerimiz, ne kadar iyi olduğumuzdan çok, kime göre iyi olduğumuza bağlı.
Skor tablomuz göreceli, mutlak değil.
Başladığın küçük gölette gerçek potansiyeline asla ulaşamazsın. Bildiğin, alıştığın, güvende hissettiğin yeri terk etmen gerekiyor — henüz ne olabileceğini bilmediğin şeye doğru.
Bir noktada; seni bir zamanlar rahatlatan yerleri, insanları, zihniyetleri, alışkanlıkları, inançları geride bırakman gerekiyor. Sana ev gibi gelen, güven veren, seni topraklayan şeyleri. Gerçekten gerekiyor mu?
O anda önünde iki yol var:
- Kalabilirsin. Küçük göletinin konforuna ve güvenine sarılabilirsin.
- Ya da çıkabilirsin. Yeni sınırlara doğru ilerleyebilirsin. Daha büyük bir göle girebilirsin.
Ama eğer çıkmayı, büyümeyi seçersen, şunu bilerek seç: Acıtacak.
O kimliğini sarsan acı, giriş bedeli. Doğru yolda olduğunun kanıtı. Kendini zorlayan, seni geliştiren bir ortama girdiğinin göstergesi. Saklanmak yerine belirsizliğe adım atma cesaretini gösterdiğinin kanıtı.
Yanlış bir şey yapmıyorsun. Tam tersi.
Büyümeyi sen istedin. O zaman giriş bedelini gururla öde.
Özgür Doğan’dan sevgiler, sepetler!