Bu mermer işe yaramaz Mike!
1464 yılında, Floransa’ya kocaman bir mermer blok getiriliyor.
5 metre 17 cm uzunluğunda. Devasa. İddialı.
Ama sonra olan şey çok tanıdık. İlk heykeltıraş bakıyor: “Olmaz bu,” diyor. Bırakıyor.
İkinci heykeltıraş geliyor: “Taş kötü. Dar. Kırılgan. Riskli.”
O da bırakıyor. (Agostino di Duccio ve Antonio Rossellino)
Ve o dev mermer blok, bir avlunun ortasında unutuluyor.
Bir yıl. Beş yıl. On yıl. Yirmi yıl. Tam 26 yıl kimse dokunmuyor.
Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyor: “Bundan bir şey çıkmaz.”
Sonra 26 yaşında bir adam geliyor. Adı Michelangelo. (Hey Mike!)
O taşı görüyor.
Ama başkalarının gördüğü şeyi görmüyor.
Onlar kusur görüyor.
O, içeride saklı bir figür görüyor. (Meleği gördüm diyor kendi)
Ve o mermerden tarihin en ünlü heykellerinden biri çıkıyor:
David.
Hayatta pek çok insan, pek çok konuda bir mermer blok gibi bekliyor.
Kimse dokunmadı diye değil,
kimse nasıl dokunacağını bilmediği için bekliyor.
Bazıları kendini hatalı zannediyor.
Bazıları geç kaldığını düşünüyor.
Bazıları “Benim malzemem iyi değil galiba” diye içten içe vazgeçiyor.
Ama çoğu zaman mesele malzeme değil.
Mesele göz. Yanlış göz, kusur görür.
Doğru göz, potansiyel görür.
Ve daha sert bir şey söyleyeyim:
Hayatında bir şey çıkmıyorsa,
belki de problem sen değilsin.
Belki yıllardır yanlış heykeltıraşların önünde duruyorsun.
Yanlış işlerin. Yanlış insanların. Yanlış beklentilerin.
Ve her biri sana aynı cümleyi fısıldıyor:
“Bu malzemeden bir şey çıkmaz.”
Ama Michelangelo’nun yaptığı şey çok basitti.
Taşı değiştirmedi.
Mermeri suçlamadı.
Koşulları mükemmelleştirmedi.
Yontmaya başladı!
Sabırla.
Odakla.
Israrla.
En önemli kısmı şu:
Michelangelo heykeli yaratmadı.
Heykel zaten taşın içindeydi.
O sadece fazlalıkları kaldırdı.
Bugün birçok insanın sorunu şu değil:
Yetersiz olmak.
Geç kalmak.
Yanlış malzemeden yapılmış olmak.
Asıl sorun şu:
Kimse henüz yontmaya başlamadı.
Belki sen de şu anda bir avluda bekleyen mermer gibisin.
Üzerine toz çökmüş olabilir.
Hatta insanlar seni yıllardır görmezden geliyor olabilir.
Ama bu değersiz olduğun anlamına gelmez.
Bu sadece şu anlama gelebilir:
Henüz doğru keski değmedi.
Ya da daha sert bir ihtimal:
Keski senin elinde ama hâlâ vurmadın. Vur.
Özgür Doğan'dan sevgiler ve sepetler!