Bugün kendimden bahsedeceğim
Bir ara İngiltere’de sous-cheflik yaptım. Şef yardımcılığı. Böyle deyince çok havalı duruyor ama kendisi hiç de öyle değil.
Sabah çok erken restorana gidiyorsunuz hazırlıkları yapıyorsunuz, gün içinde o kadar çok koşturuyordum ki ayaklarım inanılmaz ağrıyordu. Daha az ağrısın diye ortopedik terlikler giyiyordum. Akşam eve gelince o kadar yorgun oluyordum ki sadece duş alıp yatıyordum, duş almamak mümkün değildi çünkü yemek kokusu neredeyse teninize siniyordu. Duş alıp hiçbir şey yapmadan uyuyordum. varoluşsal kaygılarım olmadan:)
O zamanları, yani sabah 06:30’da mesaiye başlayıp saat 16:00 gibi mutfak temizliğine giriştiğim dönemleri şimdi garip bir hisle arıyorum.
O fiziksel yoğunluk bir şeyi ellerinle yapmanın getirdiği “tamamlama” hissini özlüyorum. Şimdilerde hep zihnimizde yaşıyoruz sanki, bedene inmek zorlaşıyor sanki.
Bir yandan da bedene inmek, penceresiz bir spor salonunda ağırlık kaldırmakla ya da pilates dersinde uygun nefesi almakla da olmuyor. Aklımda hep sık, gürbüz ağaçlarla örülü bir ormanda odun kesmek var. Biraz da Train Dreamsfilminin etkisi galiba.
Sanki bedene inmek bir başkasının yararına bir şey yapmayı da içeriyor. Doyması için yemek hazırlamak, ısınması için odun kesmek gibi…
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bana yazın. Şuraya tıklayın email atın lütfen.
Özgür Doğan’dan sevgiler, sepetler.