Görünenin arkasını gör!
Ünlü reklamcılardan Rory Sutherland'ın bir "kapı/resepsiyon görevlisi-doorman" örneği var.
Ünlü bir otel zinciri, kapıcısını, "sadece kapı açıyor" gerekçesiyle işten çıkarıp yerine otomatik kapı koyuyor.
İşler 2 yıl yolunda gibi giderken 2 yıl sonra otel finansal olarak çöküyor!
Çünkü kapıcı aslında sadece kapıcı değil, çok daha fazlası: güvenlik, misafir tanıma, bagaj, taksi çağırma, otele prestij katma... Girenlerle sohbet etme, yoldan geçenlerle selamlaşma. Yani aslında kapı görevlisi, otelin dışarıya açılan kapısı.
Sutherland buna Kapıcı Yanılgısı diyor.
Bir şeyin değerini sadece gözle görülen, ölçülebilen fonksiyonuna indirgemek. Yüzeyin altında ne olduğunu sormadan, "bu ne işe yarıyor?" diye bakmak.
Ve bu yanılgı, sadece otel yönetiminin sorunu değil.
Her gün, farkında olmadan aynı hatayı yapıyoruz.
Aile yemeğini dışarıdan söylüyoruz çünkü "zaman kazandırıyor." Doğru.
Ama sofrada birlikte geçirilen o 45 dakika, yemeği değil ilişkiyi pişiriyordu.
Yazmayı yapay zekaya devrediyoruz... Çünkü "daha hızlı." Doğru. Ama yazmak aslında düşünmekti. Çıktı değil, süreçti asıl değer yaratan.
Yüzey değeri gördüğünüz şey. Gerçek değer ise göremediğiniz.
İkisini karıştırdığınızda, verimliliği artırdığınızı sanırken hayatınızın özünü törpülüyorsunuz.
1984'te yazar Helen Garner bir akşam yemeğinde şunu söylemiş: Bir cerrah ona neden bilgisayar yerine elle yazdığını sormuş. "Daha hızlı ve verimli olmaz mıydı?" demiş. Garner'ın cevabı sade ama derin: "Bu benim hayat işim. Acelem yok."
Bir şeyi optimize etmeden önce şunu sorun kendinize:
Bu işi yapmanın asıl değeri nerede — sonuçta mı, yoksa yapma eyleminin kendisinde mi?
Kapıcı, kapıyı açmıyordu. Oteli yaşatıyordu.
Özgür Doğan'dan sevgiler, sepetler.
Bana şuraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Siz de yorumlarınızı fikirlerinizi paylaşın, beni takip edin:
INSTAGRAM | LINKEDIN | YOUTUBE